Blog · Sindirim

Tuvaletten Sonra Nasıl Hissediyorsun?

Bir süre önce Instagram'da tuvalet sonrası gelen enerjiden bahsettim. Yorumlar tahmin ettiğim gibi geldi. "İğrenç." "Konuşacak konu mu kalmadı." "İşin mi yok senin." Buraya yazamayacağım olanlar da vardı.

Paylaşmadan önce bir an durmuştum. Sonra taş çıkabilir diye pilav yapmaktan vazgeçmeyeceğimi hatırladım.

Çünkü bu yorumlar bana konunun kendisinden çok, bedenimizle kurduğumuz ilişkiyi anlatıyor. Çoğumuza küçükken bedenin bazı hallerinin ayıp olduğu öğretildi. Konuşulmaz, saklanır, kapı kapatılır ve unutulur. Biz de unuttuk. O kadar ki, bedenin her sabah bize verdiği en dürüst bilgiye bakmayı bıraktık.

Önce şu: her gün tuvalete çıkmak şart

Sindirim konuşulunca bazı insanlar hemen şunu söylüyor: "Ben zaten her gün gitmem, benim bedenim böyle."

Bunu çok iyi biliyorum, çünkü ben de yıllarca öyle düşündüm.

İki günde bir tuvalete gidiyordum. Bundan bahsettiğimde bana "Bazı insanlar böyledir, sen de böylesin" dediler. Ben de inandım. "Benim bedenim böyle" dedim ve orada bıraktım. Başka türlüsünün olabileceği aklıma bile gelmedi.

Oysa Ayurveda'da boşaltım her gün olması gereken en temel işleyiştir. Hatta ideali her öğünden sonra olmasıdır; günde bir kez, olması gerekenin en azıdır.

Bir şeyin normalleşmiş olması, doğal olduğu anlamına gelmiyor. Bunu kendi bedenimde öğrendim.

Ama her gün gitmek de yetmiyor

Bir de öbür taraf var. Onların cevabı da hazır: "Her gün gidiyorum, sorun yok."

Ayurveda burada soruyu bir adım öteye taşır. Kaç kez gittiğinden çok, çıktıktan sonra nasıl hissettiğinle ilgilenir. Klasik metinler sindirimin gerçekten tamamlandığını gösteren işaretleri tek tek sayar. Beden hafifler. İçinde bir canlılık, güne karşı bir istek belirir. Duyular ve zihin açılır. Doğal dürtüler de kendi yolunu zorlanmadan bulur.

Yani iyi bir boşaltım bir görevin bitmesi değil, bir hissin gelmesi. Saatlerce susadıktan sonra içilen ilk bardak su gibi. İnsana "of be" dedirten o ferahlık.

Tuvaletten çıktığında hala ağır, şişkin ya da yarım kalmış gibi hissediyorsan, bedenin sana bir şey söylüyor.

Apana vayu: bedenin bırakma gücü

Bu hissin arkasında Ayurveda'nın en sevdiğim kavramlarından biri var: apana vayu.

Ayurveda bedendeki her hareketi vata ile anlatır. Vatanın beş ayrı yönü, beş ayrı görevi vardır. Prana yukarı ve içeri doğru çalışır; nefesi, algıyı, dünyayı içeri alır. Apana ise aşağıya ve dışarıya doğru akar. Göbeğin altında, pelviste oturur ve bedenden çıkması gereken her şeyi o çıkarır: dışkıyı, idrarı, adet kanını. Doğumu sonuna kadar götüren de odur.

Kısacası apana, bedenin bırakma gücü.

Yosunlu taşların arasından aşağı akan dere

Bu güç ancak kendi yönünde aktığında işini görür. Apana aşağı aktıkça beden hafifler. Yolunu kaybettiğinde ise tersine dönmeye başlar; aşağı inmesi gereken yukarı çıkar. Gaz, şişkinlik, karında bir ağırlık ve çoğu zaman bel ağrısı, apananın dengesini kaybettiğinin ilk işaretleri arasındadır.

Apanayı düzelttiğinde pranayı da düzeltirsin. Belki de tuvaletten sonra zihnin açılmasının sebebi bu. Aşağıdaki yol açılınca yukarısı da nefes alıyor.

Tuvaletin geldiğinde tutmak neden bu kadar önemli?

Apanayı en çok yoran şey, her gün farkında bile olmadan yaptığımız bir şey: dürtüyü tutmak.

Sabah aceleyle evden çıkarken. Bir toplantının ortasında. Başkasının evinde, yolda, tatilde. "Şimdi olmaz" deyip erteliyoruz. Bir kez, iki kez, sonra yıllarca.

Çoğumuz bunu seçmedik. Okulda, işte, başkasının evinde öğrendik. Kimse beklemesin, kimse duymasın, kimse bilmesin diye. Yani tutmak çoğu zaman bir ihmal değil, en baştaki o "ayıp"ın bedende kalan izi.

Ayurveda doğal dürtüleri bastırmayı ya da zorlamayı, dengesizliklerin en temel kaynaklarından biri sayar. Açlık, susuzluk, esneme, gözyaşı ve tabii boşaltım. Bunların her biri, bedenin kendi zekasıyla verdiği bir karar. Tuttuğunda apana aşağı inemez, geri döner. Zorlamak zorunda kaldığında da aynı yol yorulur. Bu kimsenin suçu değil; bedenin sana nerede desteğe ihtiyaç duyduğunu gösteren bir işaret.

Beden bunu bir iki kez tolere eder. Ama tutmak alışkanlığa dönüştüğünde dürtü zayıflar, bir süre sonra artık gelmez bile. Biz de bunu "benim bünyem böyle" deyip kabulleniriz. Tıpkı benim yıllarca yaptığım gibi.

Pencereden süzülen sabah ışığı ve bir saksı bitkisi

Peki sen nasıl hissediyorsun?

Belki bunu hiç bu gözle düşünmedin. Ben de yıllarca düşünmedim.

Ama bedenin her sabah sana küçük bir cevap veriyor. Hafiflemiş misin, yoksa hala bir ağırlık mı taşıyorsun? Bu soru garip gelebilir, belki biraz "iğrenç" bile. Ama bedenin verdiği bilgiler çoğu zaman düşündüğünden çok daha basit ve çok daha dürüst.

Aklında şu sorular olabilir

Tuvaletten sonra nasıl hissetmeliyim?

Hafif. Ayurveda'ya göre beden ve karın ferahlar, güne karşı bir istek gelir, zihin açılır. Hala ağır, şişkin ya da yarım kalmış gibi hissediyorsan, bedenin sana bir şey söylüyor.

Her gün tuvalete çıkmak gerekir mi?

Evet. Ayurveda'da boşaltım her gün olması gereken en temel işleyiştir; iki günde bir gitmek yaygın olabilir ama doğal değildir. Her gün gitmek de tek başına yetmez; sonrasında nasıl hissettiğin de önemli.

Apana vayu nedir?

Apana vayu, Ayurveda'da vatanın aşağıya ve dışarıya doğru akan yönüdür. Pelviste oturur; dışkıyı, idrarı ve adet kanını o çıkarır, doğumu da o tamamlar. Kısacası bedenin bırakma gücüdür.

Tuvaletim geldiğinde tutmak zararlı mı?

Ayurveda doğal dürtüleri bastırmayı dengesizliklerin en temel kaynaklarından biri sayar. Tuttuğunda apana aşağı inemez ve geri döner. Çoğumuz bunu seçmedik, öğrendik; ama alışkanlık olduğunda dürtü zayıflar.

O rahatsızlık aslında bir kapı. Arkasında şu soru duruyor: Bedenimle ne zaman bu kadar yabancılaştım?

Paylaş