Blog · Manyetik Doğa

Herkese İyi Gelen Neden Sana İyi Gelmiyor?

Bali'ye yeni taşındığımız zamanlardı. Bir akşam gün batımını izliyorduk; gökyüzü her renkle şov yapıyordu. Sörf yapanları seyredip hindistan cevizi suyu içiyorduk. Ve o an fark ettim: eğer hayatı sörf yapmaya benzetiyor olsaydık, her birimizin doğuştan getirdiği bir sörf tahtası var. Tıpkı parmak izin gibi, sadece sana ait.

Kiminin tahtası uzun ve dengeli, kimininki daha çevik, kimininki daha hızlı. Ama hiçbir tahta diğerinden daha iyi değil. Sadece farklı.

Benim bedenim mi zor?

Bir arkadaşına iyi gelen sabah rutini seni yoruyor. Herkesin övdüğü yiyecek seni şişiriyor. Büyük bir hevesle başladığın şey birkaç hafta sonra bırakılıyor ve en başa dönüyorsun. Biri bana bunu şöyle anlatmıştı: "Ben en ufacık bir şeyde tekrar başa sarıyorum ve daha kötüye gidiyorum."

Çoğumuz sebebi kendimizde ararız. Yeterince disiplinli değilim. Benim bedenim zor. Oysa çoğu tavsiye, başka birinin sörf tahtasına göre hazırlanmış. Bunlar yanlış değil. Sadece senin tahtana göre değiller.

Dalgalar hep olacak

Hayat dediğimiz şeyin içinde dalgalar hep olacak, rüzgar hep olacak, kasırgalar hep olacak. İş, ilişkiler, mevsimler, beklenmedik değişimler, yaş almak. Bunu değiştiremeyiz, Ayurveda da dalgaları durdurmaya çalışmıyor. Sorun dalgalar değil; kendi tahtamızı tanımadan onları yönetmeye çalışmak.

Ahşap iskelede oturup dalgalara bakan Melis

Her sörf tahtasının bir tarafa meyletme yönü var. Rüzgar geldiğinde kimi daha çok savrulur, kimi daha sağlam durur. Kendi tahtanı tanıdığında ne yapabileceğini, manevranı öğrenme şansın oluyor. Ayurveda'nın hikayesi bu: tahtanı tanımak ve onu her koşulda nasıl yöneteceğini, yeniden dengeye nasıl geleceğini deneyimlemek.

Sörf tahtan neyden yapılmış?

Ayurveda bu tahtaya prakriti diyor. Sanskritçe bir kelime: öz demek, özden gelen yaratılış demek. Dünyaya geldiğin andaki halin.

Bu tahtayı beş element kuruyor: boşluk, hava, ateş, su ve toprak. Beşi de hepimizde var, olmasalar zaten var olamazdık. Değişen sadece oranları. Belki sen de bir doşa testi yapıp kendini bir kutuya yerleştirmeye çalıştın ve her kutuda kendinden biraz buldun. Bu çok normal. Kombinasyonların sayısı sınırsız. Ben bu yüzden etiketleri sevmiyorum. Tahtayı özellikleriyle tanımak daha doğru: soğuk mu sıcak mı, yağlı mı kuru mu, ağır mı hafif mi.

Kendimden örnek vereyim. Ben doğuştan soğuk, kuru ve hafif bir mizaca sahibim. Ağırlıkla yakından uzaktan alakam yok ama mevsim geçişlerinde ağır hissedebiliyorum. Sindirim ateşi yavaş olan birinin tahtası ise çoğunlukla tam oraya düşer. Benim kırk yılda bir mevsim geçişinde yaşadığım ağırlık, onun için tanıdık bir yer. Aynı dalga, iki ayrı tahta.

Benim için en net örnek salata. Bir zamanlar o kadar çok salata yerdim ki, çok da severdim. Şimdi arada sırada, sadece öğle yemeğinde yiyebiliyorum. Kışın ise mümkün değil.

Salata kötü bir şey demiyorum. Ama çok soğuk, ne olursa olsun. Bir de sindirimi zor, kolay gibi görünse de.

Peki soğuk ne demek? Salata çiğ, içindeki yeşil yaprakların çoğu da soğutucu. Benim tahtam ise zaten soğuk. Bir de mevsim soğuksa, üçü bir araya geliyor ve salata beni dengelemek yerine daha çok dengesizliğe itiyor. Yazın ise hava sıcak, o soğuk tabak orada dengeyi bulabiliyor.

Neden öğle yemeği de akşam yemeği değil? Çünkü öğlen güneş en tepede, sindirim ateşimiz de en güçlü halinde. Çiğ bir tabağı kaldırabilecek kadar güçlü. Akşam ise o kadar güçlü değil.

Tahtan şu an nereye kaymış?

Burada bir ayrım önemli. Bir doğuştan getirdiğin tahta var, bir de bugünkü halin. Mevsim, hayat, tercihlerin, kısıtlayıcı bir diyet, hatta bir tedavi bile tahtanı bir tarafa kaydırmış olabilir. Ben soğuk bir tahtayla doğdum ama zaman zaman sıcaklıktan da dengesizlik yaşayabiliyorum. O zaman kendime yeni bir etiket aramam. Tahtamın şu an nereye kaydığına bakarım.

Dengelerken ölçü önemli. Soğuğu sıcakla dengeliyorsam, dengeye gelecek kadar sıcak kullanırım. Sıcakta kalmaya devam edersem sonunda çok sıcak olurum. Amaç hep ortada olmak: ne çok soğuk ne çok sıcak, ne çok yağlı ne çok kuru. Hayat bizi hep bir yerlere savuracak. Biz küçük küçük değişikliklerle ortaya dönmeye bakacağız.

Neden kendi tahtamızı tanımıyoruz?

Bunda kimsenin suçu yok. Bir şey birine iyi geldiğinde, herkese iyi geleceğini düşünmek çok doğal. Ama hiçbir şey herkese göre değil. Sıcak tarafa meyilli bir tahta güne sirkeli suyla başlarsa mide çok net bir şekilde sesini yükseltir. Bize tahtamızı tanımayı öğreten olmadı. Biz de düştüğümüzde ya dalgayı suçladık ya kendimizi.

Ayurveda'nın dili

Ayurveda'nın anlattığı şey tamamen bu. Senin tahtan hangi tarafa yatıyor? Rüzgar geldiğinde ne yapıyor? Hangi dalgada sağlam duruyor, hangi dalgada desteğe ihtiyacı var?

Ayurveda'nın bize öğrettiği dil tam olarak bu. Kelime anlamıyla hayatın bilimi.

Ve hikayesi şu: tahtanı tanıdığında, dalga geldiğinde yeniden kendi tahtana dönebilmek.

Paylaş