Blog · Beslenme

Aç Kalarak Kilo Verilir mi?

Her sabah aynı sözlerle başlayan günler var. "Bugün daha dikkatli olacağım…" "Bu sefer gerçekten yapacağım…" "Daha az yiyeceğim…"

Kahvaltı atlanır, öğlen bir salatayla geçiştirilir. Gün boyu her şey yolunda gidiyor gibidir. Sonra akşam olur ve insan kendini mutfakta, dolabın önünde ayakta yerken bulur. Ardından o tanıdık ses gelir: "Yine başaramadım…"

Bu sahneyi hep irade eksikliği diye okumaya alıştık. Ben orada başka bir şey görüyorum. Gün boyu aç bırakılan bir beden, tam da yapması gerekeni yapıyor.

Bu sefer işe yarayacak

Sırf yaz geliyor diye her yıl yeniden başlanan diyetler. Hızlıca verilen kilolar, sonra kaçınılmaz bir şekilde geri gelen fazlalıklar. Ve her diyetin sonunda olduğu gibi, en başa dönüş.

Bugüne kadar uzun vadede bunun işe yaradığı oldu mu? Çoğumuzun dürüst cevabı hayır. Yine de her seferinde suçu yönteme değil kendimize yazıyoruz. Demek ki yeterince sıkı tutmadım, diyoruz.

Beden yemeğin ne zaman geleceğini bilmeyince

Geçenlerde bir danışanımla tam olarak bu konuşmayı yaşadık. Güne kahveyle başlıyordu. Hem tuvalete çıkabilmek için, hem de kilo alma korkusuyla. Kahve içtiği için uzun süre acıkmıyordu. Kilo alma korkusu yüzünden gün içinde de yeterince beslenmiyordu. Ama o enerji açığı elbette bir yerden çıkıyordu: bir anda patlayan yemek krizleriyle, çoğu zaman da akşam yemeğinde.

Ona şunu söyledim: Bedenini sürekli bir strese sokuyorsun. Sonra ona bir gıda verdiğinde beden depolamaya giriyor, çünkü bir sonrakinin ne zaman geleceğini bilmiyor. Böylece kendini sürekli bir döngüde tutuyorsun. Kabızlığını çözdüğünü sandığın kahve de aslında seni her gün biraz daha kurutup aynı döngüde kalmana neden oluyor.

Bu döngünün içinde olmak için diyet yapmak gerekmiyor. Öğün atlamak, yemeği unutmak, günü kahveyle idare etmek de bedene aynı mesajı veriyor: yiyecek belirsiz.

İçi boş, kiremit renkli bir kase

Az yediğinde bedenin neyi kaybeder?

Ayurveda'nın klasik metinleri yetersiz yemenin bedelini tek bir kelimeyle anlatır: upaghata, yani darbe. Yani büyük bir vuruş. Az yediğinde o darbeyi ilk alan şey tartı olmaz. Gücün, cildinin rengi, zihnin, düşünme kapasiten ve duyuların alır. Bunlara bir de kabızlık eklenir. Öğleden sonra gelen o bulanıklık, toparlanamayan dikkat, solgun bir yüz çoğu zaman aç kalmanın faturasıdır.

Akşam o açlık nereden geliyor?

Ayurveda'da sindirim ateşine agni deriz. Ben onu mangala benzetirim. Mangalın üstüne et koyduğunda yenilebilir olması için ateşin düzenli yanması lazım. Çok yanarsa et yanar, az yanarsa içi pişmez.

Akşam kumsalda yanan küçük bir ateş

Kendini aç bırakan birinde en sık gördüğüm hal vishama agni, yani dalgalanan ateştir. Onu dalgalandıran şey rüzgardır. Ayurveda'da bu rüzgara vata deriz: bedendeki hava ve hareket. Öğün atlamak, aç kalmak, her gün başka saatte yemek vata'yı yükseltir. Çok rüzgar olursa ateş söner. Hiç rüzgar olmazsa da yanmaya devam etmez. Rüzgarın dengede olması lazım.

Rüzgar değişken olunca ateş de değişken olur. Bir gün sindirimin çok yavaştır, bir gün keskin. Bir gün çok acıkırsın, bir gün hiç acıkmazsın. Sabah hiçbir şey istemezsin, akşam duramazsın.

Yani akşamki o atak, gün boyu aç bırakılan bir ateşin dalgalanması olabilir. Bu dalgalanma kendini kan şekerinde de gösterir, ruh halinde de. Bitmeyen açlık krizleri gelir, ani yorgunluklar gelir, sonra da o soru: "Neden kilo veremiyorum?"

Başka bir danışanım program sonunda bunu benden daha iyi anlatan bir cümle yazmıştı:

Daha önce listelere sığdırılmış katı uygulamalarla aç kalarak kilo vermeye çalıştım çünkü şişliğimi kilo zannederdim, kimse bana kilolu değilsin -45 kiloya indin- sadece sindirimin yavaş, çünkü o ateşe göre beslenmiyorsun dememişti.
Büşra E.

Ateş zayıfsa çözüm onu aç bırakmak olamaz. Ayurveda'da küçük bir ateşe kocaman kütükler atılmaz, ama ateş odunsuz da bırakılmaz. Ona azar azar, düzenli yakıt verilir, ta ki kendi gücüne kavuşana kadar. Sindirim ateşi güçlü olduğunda beden, ihtiyacı olmayanı kendiliğinden bırakır.

Neden hep yeniden başlıyoruz?

Çoğumuz böyle öğrendik. Kilo vermek istiyorsan daha az yiyecek, daha çok hareket edecek, kendine söz vereceksin. Bu cümleler o kadar tanıdık ki sorgulamak aklımıza bile gelmiyor.

Ama "kilo vermek istiyorum" diyerek yola çıktığında, daha baştan bedenine bir baskı yaratıyorsun. Zihnin sürekli bir eksiklik moduna giriyor. Yeterince yapmadım. Daha az yemeliyim. Daha çok hareket etmeliyim.

Oysa kilo bir sonuçtur. Zihin baskılanmadığında sindirim güçlenir, enerji dengelenir ve kilo vermek doğal bir yan etki olarak ortaya çıkar. Bunu zorlamaya çalışmak doğanın ritmine aykırıdır. Tıpkı bir ağacın meyve vermek için kendini zorlamaması gibi. Doğru toprak, doğru su, doğru güneş; gerisi doğanın işi.

Peki aç kalarak kilo verilir mi?

Elbette bir süreliğine verirsin. Ama önemli olan kalıcı olması. Seni yine aynı döngüye sokmayan, kendine şefkatle yaklaştığın, bedenini tanıdığın bir hal.

O yüzden belki asıl soru şu: Aç kaldığın günlerde bedenin sana ne anlattı? Sabahları nasıl uyandın, akşamları neyi aradın? En son ne zaman kendine kızmadan sofradan kalktın?

O danışanıma bir soru daha bıraktım, şimdi sana da bırakıyorum. Yediğin her şey o ateşe bir sunu. Şu an yediğin şey o ateşi beslemek için mi, yoksa susturmak için mi? Yargılamadan, sadece fark ederek.

Bedenimi küçültmeye çalışırken, onu dinlemeyi ne zaman bıraktım?

Paylaş